11 Ocak 2013 Cuma

UYANIŞ

Her birimiz farklı bilinç düzeylerinde farklı yaşam biçimlerine sahip farklı bedenlerdeki TEK BİLİNCİN parçalarıyız. Tıpkı okyanustaki su damlaları gibi. Her birimiz bağlı olduğumuz TEK bilinç kaynağının gözleriyle birbirini ve varoluşu izleyen bilinçleriz. Biz,  çeşitli enerji seviyelerindeki ortamlarda var olmuş enerji varlıklarız. Tek kaynaktan geliyoruz ve o tek kaynağın kendi kendisini izlemesi prosesinin parçasıyız.

Zaman dediğimiz şey bir illüzyon. Madde bir illüzyon. Tek gerçeklik ise her an her yerde ve her şeyde olan bilinç. Madde , bilincin dans ettiği bir platform sadece. Madde çeşitli yaşam sürelerine sahip ve dönüşen bir materyal.

Otuz sekiz yıllık yaşamımda son 2 yıldır çok hızlanmış ve ondan önceki son 8 yılda da yoğunlaştırılmış şekilde bizzat yaşayarak edindiğim tecrübe ve bilgi beni yukarıda özetlediğim düşünce formuna ulaştırdı. Bu form yaradılışın tasavvufta da işlenmiş olan öz bilgisidir.

Son 10 yılımda şimdi geriye baktığımda kaynağın kendisini izlemenin yanı sıra benim de onu izleyebilmem için bana ulaşma çabaları olarak gördüğüm çetrefilli olaylar silsilesi ile boğuştum.
Tüm bu kaos ve sıkıntılar silkinmemi, yaşadığımız şeylerin tekamül etmemiz için tasarlanmış kurgular olduğunu idrak etmemi ve uyanmamı sağladı.
En önemlisi bulunduğum enerji seviyesinden baktığımda her şeyin O’nunla karşılıklı birbirimizi izlemek amacı ile varolduğunu , O’nun SEVGİ olduğunu anladım.
Bu sonsuz SEVGİ frekansının içinde sonsuzluğa doğru çıkmış olduğumuz bir yolculuktayız.

Tasavvufta Cennet diye adlandırılan şey aslında ne bir yer ne bir mekan, işte tam da bahsettiğim bilinç seviyesinde titreşiyor olmak. Bu bilinç seviyesinde korku gözden çoktan kaybolmuş, gri bulutlar etrafı pırıl pırıl aydınlatan ışığa duydukları sevgiden sönüp gitmişler.Artık sadece SEVGİ ve IŞIK var.

Sevgiler
Didem

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder